Yazı Detayı
16 Aralık 2019 - Pazartesi 20:31 Bu yazı 216 kez okundu
 
Nereden çıktı bu gazete ?...
Filiz KELEŞ
femaxmedya@gmail.com
 
 

İlk sayımızın ardından almış olduğumuz olumlu/olumsuz tepkiler, emin olun bizi şımartmayacak veya yıldırmayacak.

İşimizi yapmaya devam edeceğiz ! 

 

Nereden çıktı bu gazetede, neden Antalya/ Döşemealtı’ nda, kimdir nedir, arkasında kimler vardır, destekleyenler kim? Diyenlere net bir cevap vereyim bu satırlar ile, Antalya Manşet gazetesinin arkasında yalnızca mesleğe adanmış yıllar var. Sizin bilmeniz gereken yalnızca bu, neden burada yayın hayatına devam edeceğimiz ise bizi ilgilendiren kısmı ve siz bu kısmı ile şimdilik ilgilenmeyin derim, çünkü almış olduğum kararları sorgulama hakkını kimseye vermedim, vermeyeceğim.  


Başarılı gazeteci olmak mı? Ünlü Gazeteci olmak mı?

 

Röportaj yapmak, özel bir haberin peşinde koşmaktan daha zordur; daha derin bir birikim ve tecrübe gerektirir. Röportajın başarısı ise bir gazetecinin haberini ‘konuşturması’ demektir... Ünlülerle röportaj yapmak ise gazeteciyi  ‘ünlü’ yapmaz. Başarılı gazeteci olmak; soru sormak, soruların peşinde gitmek, doğru soruyu muhatabına sormak demektir...  

 

Soru sormadan, haberini konuşturmadan ‘ünlenen’ gazetecilerin yaratıldığı Türkiye’de durum böyle değil tabi ki, hele birde kadın gazeteci iseniz işiniz gerçekten çok zor. Kadınlar olarak önümüzdeki en büyük engel içimizdeki cam fanus’tur diye düşünmüşümdür hep, hatta birkaç kez yazılarımda bu konuya yer vermişliğimde olmuştur. Kadınların iş hayatında yükselememesinin görünmez nedenleri olarak gördüğüm bu fanus aslında çevresel faktörlerden dolayı bazılarımızın ortaya çıkardığımız çaresizlikten başka bir şey değildir. Biz kadınların bir cam fanusu var ve bu oldukça bu engellerle hep karşılaşacağız. 

 

İnsanları ötekileştiren bir çağdayız, özellikle de mesleğine gönül vermiş gazeteci kadınları. Etrafımızdaki her şey netleşirken, kadınları giderek daha ‘silik’, daha ‘önemsiz’, daha ‘görünmez’ hale getiren bir zaman bu. Medya üzerinden kadınların değersizleştirilmeye çalışılması da aşmamız gereken en büyük sorun aslında. Önce kendimizle savaş verdiğimizin gerçek hayata yansımış hali. 

 

Bir dönem yaptığı röportajlarla ‘ünlenen’ Oriana Fallaci’yi gazetecilerin gözünde efsane yapan da budur... Ayetullah Humeyni, Golda Meir, Henry Kissinger, Şah Rıza Pehlevi, Ariel Sharon, İndira Gandhi, Zülfikar Ali Butto, Muammer Kaddafi, gibi pek çok ünlü liderle yaptığı çarpıcı röportajlarla sadece adını duyurmakla kalmamış, bir gazetecinin ancak sorularla var olabileceğini de ispatlamıştı.

 

Türkiye’de durum biraz farklı tabiki;  “Başarılı” gazeteci olmakla “ünlü” gazeteci arasındaki o ince çizgi uzun yıllar önce kalkmış ortadan ben bile yetişememişim o efsane gazetecilerin dönemine. Ardından her gazetenin mutlaka işi bilsin bilmesin “star bir röportajcısı olmuş” buraya dikkat edelim “acar muhabiri” değil “star bir röportajcısı” !...

 

Böylece röportaj yapan gazeteciler, yaptıkları haberlerin veya röportaj yaptıkları kişilerin önüne geçti.  Kimin size röportaj verdiği değil, röportajı verenin kiminle röportaj yaptığı önemli hale getirildi. Haliyle röportajlara konu olan kişiler değil, gazetecinin bizzat kendisi öne çıkartılınca soruların peşinden giden “habercilik” de her defasında sümen altı edilmeye başlandı. 

 

Mesleğe ilk başladığım günlerde  ‘ajandası’ olmayan gazeteciler ayıplanırdı, bu yüzden olsa gerek ajandamı çantamda değil elimde tutardım her zaman, bizim meslekte özellikle katıldığın toplantılarda “gazeteciyim ben” demenin başka bir yoluydu bu belki de. Bende bu çizgide ilerlemeye özel gösterirdim. 


Ajandalar; önemli olaylar, davalar, tarihler, isimler, bağlantılar, telefonlar, fotoğraflar, önemli bulunan, tutulan notlarla dolardı... İşte tamda bu nedenle bence bir gazetecinin tuttuğu ajanda, onun hangi alanda ne kadar uzmanlaştığının da önemli bir göstergesi sayılmalıydı, bende öyle yaptım. 

 

Tabii 15 yıla kaç ajanda sığdırdığımı tahmin bile edemezsiniz. DEV BİR ARŞİV pardon SIRLARLA DOLU DEV BİR ARŞİV. Milyonlarca fotoğraf karesi, binlerce isim, yüzlerce telefon, onlarca dava…  Kısacası; Yeniden hatırlamak, hatırlatmak, zamanı gelince bu bilgilerden yararlanmak için EL YAZMASI DERİ ÇİLTLİ KASA !...

 

Medyanın politik ve etik olarak toplumu esas alan sorumlu bir haberciliğe, bilgi edinme ve ifade özgürlüğünü sınırlayan uygulamalar karşısında haklarını savunmasına ihtiyacı var. Dünyada birçok ülke kültürel ve toplumsal gelişmelerle yol alırken biz gelişme değil, değişim yaşıyoruz. Bu değişim gazetecilerin bakış açısını da değiştiriyor. Her toplumsal değişim yeni bir yönlenmeyi gerektiriyor aslında. 

 

Ayrıca, önceliğini meslektaşlarımızdan gelen taleplere göre eğitime ve mesleki dayanışmaya adayan, Türkiye Yerel Basın Birliği’nin bir üyesi olmaktan gurur duyduğumu belirtmek istiyorum. 

 

Meslektaşlarıma sesleniyorum; Mesleğimizle ilgili tüm eğitim ve seminerlere mümkün olduğunca katılım göstermeli, kendimizi geliştirmeli, okumalıyız ve mutlaka ajanda tutmalıyız.
Saygılar!...

 
Etiketler: filiz keleş, döşemealtı, gazete, köşe yazısı, gazetecilik,
Yorumlar
Haber Yazılımı